Sağlık hukuku ve malpraktis avukatı Sebahattin Öcal tarafından doktor, hastane, idare, sağlık kuruluşlarının ve diğer sağlık personellerinin sağlık hizmeti sunarken vermiş oldukları zararlar ve tazminat davaları hakkında bilgi vermek amacıyla kaleme alınmıştır.

Burada öncelikle altını çizmemiz gereken bir davanın kurgulanması, ispat sorunlarının belirlenmesi, dava dilekçesinin yazılması, davanın açılması, delillerin uygun olan zamanda ve usulde toplanması, karşı yan delillerine uygun zaman ve usulle itiraz edilmesi, temyiz ve istinaf yollarına başvurulması ve en nihayetinde kararın infazının sağlanması bir uzmanlık işidir.

Bu nedenle bu süreci bir sağlık hukuku avukatı aracılığıyla takip etmeniz büyük önem taşımaktadır.


Sağlık Hukuku Nedir?

Dar anlamıyla sağlık hukuku hekim hataları nedeniyle açılacak malpraktis nedeniyle maddi ve manevi tazminat davalarını ifade etmektedir.

Geniş anlamıyla tıp hukukunu ilgilendiren bütün bir düzenleme kastedilmektedir.

Sağlık hukuku hasta ve hekim haklarını koruyan ve bireyin temel hakları ile paralel bir biçimde bu ilişkinin yönetilmesine kılavuzluk eden bir hukuk dalıdır.

Sağlık hukuku tanımının temelinde hasta – hekim ilişkileri ve bu ilişkilerin tarihsel gelişimi yatar.

Hekimlerin gerçekleştirdikleri işlerin hukuk, kanun ve yasalar ile ilk defa karşılaşmaları 20. yüzyılın başlarına dayanmaktadır. Öncesinde yaptıkları işten sorumlu tutulmayan doktor ve hekimler, bu dönemde gerçekleşen yeni tıp uygulamalarının da hayata geçmesi ile birlikte farklı bir uygulamaya tabii tutulmaya başlandı.

Hekimin davranışlarından ötürü medyana gelen ölüm, sakatlık ve yaralanma gibi sonuçlar, hekimin sorumluluğu çerçevesinde değerlendirilmeye başladığından beri de sağlık hukuku gelişim göstermiştir diyebiliriz.


Malpraktis ( Malpractice) Nedir?

Türk Dil Kurumu Bilim ve Sanat Terimleri Ana Sözlüğünde malpraktis ( Malpractice )  “Özen göstermeksizin veya yanlış uygulanan tedavi sonucunda ortaya çıkan, görevi kötüye kullanma anlamına gelen hukuki durum” şeklinde tanımlanmıştır.

“Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 13. maddesinde, tıbbi hata “Tıp biliminin standartlarına ve tecrübelere göre gerekli olan özenin bulunmadığı ve bu sebeple de olaya uygun gözükmeyen her türlü hekim müdahalesi uygulama hatası (malpraktis) olarak anlaşılmaktadır.

Danıştay 15. Daire 2013/4526 Esas, 2016/3551 Karar ve 16.5.2016 tarihli kararında Malpraktis ( Hatalı Tıbbi Uygulama ) ise ” hastanın tanı ve tedavisi sırasında standart uygulamanın yapılmaması, bilgi ve beceri eksikliği, hastaya uygun tedavi uygulanmaması; tıbbi hata olarak tanımlanabilir.

Bu noktada hatalı tıbbi uygulama sonucu doğacak sorumluluk ” kusura dayalı genel sorumluluk”tur.


Komplikasyon Nedir?

Türk Dil Kurumu Bilim ve Sanat Terimleri Ana Sözlüğünde komplikasyon “Bir hastalığın devamı sırasında oluşan başka patolojik olaylar veya hastalıklar” şeklinde tanımlanmıştır.

Danıştay 15. Daire 2013/4526 Esas, 2016/3551 Karar ve 16.5.2016 tarihli kararında  komplikasyon şöyle tanımlanmıştır:

Komplikasyon ise, tıbbi girişim sırasında öngörülmeyen, öngörülse bile önlenemeyen durum, istenmeyen sonuçtur; ancak bunun bilgi ve beceri eksikliği sonucu olmaması gerekir. Bu tanıma göre, hekimin tıbben kabul ettiği normal risk ve sapmalar çerçevesinde davranarak gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen ortaya çıkan istenmeyen sonuçlardan yasal olarak sorumlu olmayacağı belirtilmektedir. “

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/12-271 Esas, 2017/278 karar ve 16.5.2017 Tarihli Kararında ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/12-103 Esas, 2014/552 karar ve 9.12.2014 tarihli kararlarında komplikasyonla ilgili şu belirlemelere yer verilmiştir:

Doktorun müdahale sırasında bilgi, beceri ve deneyim eksikliği olmaksızın standart uygulamayı, doğru teşhis ve tedaviyi özenli bir şekilde gerçekleştirmesine rağmen öngörülemeyecek ve engellenemeyecek şekilde ortaya çıkan, hekimliğin kötü uygulanmasından kaynaklanmayan zarar doğurucu durumlar” şeklinde ifade edilmiştir.

Netice itibariyle genel bir ifade olarak Komplikasyon halinde hekime kusur izafe edilemeyeceğinden kendisine dava açılması da mümkün değildir.

Buna karşılık gelişen komplikasyondan hekim sorumlu değilse de komplikasyonun yönetimindeki kusurlu davranıştan hekim sorumludur. 

Hekimlerin çoğu bütün kötü sonuçları komplikasyon olarak, hastaların çoğu da bütün kötü sonuçları malpraktis olarak değerlendirmektedirler.

Doğal olarak bu ikisi arasında doğru bir sonuca ulaşabilmek için tıbbi bilimsel standartlara bakılması gerekmektedir. Bilimsel standartların uygulanıp uygulanmadığının tespiti sağlık hukuku avukatı aracılığı ile ayrıntılı bir inceleme sonunda anlaşılabilecektir.


Malpraktis – Komplikasyon Ayrımında Ölçüt Nedir?

Hekimin hukuksal sorumluluğu bakımından ölçü, tecrübeli bir uzman hekim standardıdır.

Hekim, objektif olarak olayların normal gelişimine ve subjektif olarak da kendi kişisel tecrübesine, kişisel yeteneğine, bireysel mesleki bilgisine, eğitiminin nitelik ve derecesine göre, hastanın sağlığında bir zarar gelmesini önceden görebilecek durumda olmalıdır.

Bu halde karşımıza özen yükümlülüğü çıkmaktadır. Hekimin özen yükümlülüğünün ihlali, üç alanda yoğunlaşmaktadır; birincisi, hastanın tedavisinde yani teşhis, endikasyon, tıbbi tedbirin seçimi, bu tedbirin uygulanması, tedavi yahut cerrahi girişim sonrası bakım alanındadır. İkincisi, hastanın aydınlatılması ve anamnez alınmasıdır.

Tıbbi standart kavramı ile, tıp ilminin genel olarak tanınıp kabul edilmiş meslek kuralları kastedilmektedir.

Tıbbi standart ihlali değişik şekillerde gerçekleşebilir; teşhis, tedavi (endikasyon eksikliği, yanlış tedavi yönteminin seçimi) ve müdahale sonrası bakım yönetimi bunlardan bazılarıdır.


Malpraktis Davaları

Malpraktis vakalarının hem kamu hem de özel hukuk niteliği nedeniyle malpraktis nedeniyle yapılacak işlemler de çeşitlilik kazanmaktadır. 

Öncelikle hekimin hukuki açıdan bir sorumluluk taşıyabilmesi ve bir tazminat davasının konusu olabilmesi için gereken en önemli şartlardan bir tanesi, hasta açısından tıbbi müdahaleden kaynaklı bir zararın oluşmuş olmasıdır.

Başka bir deyişle hasta açısından oluşan herhangi bir zarar yok ise, hekim açısından da hukuki sorumluluktan bahsedilemez.

Öte yandan tıbbi müdahale akabinde meydana gelen bir zarar var ise bunu maddi zarar ve manevi zarar olmak üzere iki şekilde incelemek mümkün. Maddi zarar ya da hukuktaki tanımı ile mal varlığındaki eksilme, hem tıbbi müdahale sırasında hem de haksız fiilden sonraki süreçte olmak üzere, iki farklı koşulda da meydana gelebilir.

Bu noktada maddi tazminat, bir diğer adıyla yoksun kalma tazminatı hesaplanırken birden fazla husus dikkate alınır ve aritmetik ortalama yöntemi, peşin sermaye yöntemi ya da tam artış tam iskonto yöntemi başta olmak üzere pek çok farklı yöntem kullanılarak hukuk sistemimiz çerçevesinde hesaplanır.

Öte yandan manevi zarar da hatalı bir tıbbi müdahale sonrası bireyin bedenen ve ruhen duyabileceğini acı ve keder olarak ifade edilebilir. Bu gibi durumlarda hasta yaşıyorsa hastanın kendisine, ölümü gerçekleştiyse de yakınlarına manevi tazminat davası açma hakkı doğmaktadır.

Aşağıda ilgili bölüme tıkladığınızda ilgili dava veya müracaat türü ile ilgili açıklama ve ayıntılara ulaşabilirsiniz.

  • Özel Hastaneye Maddi ve Manevi Tazminat Davası ( Malpraktis Davası )
  • Doktora Maddi ve Manevi Tazminat Davası
  • Doktoru Savcılığa Şikayet ( Ceza Soruşturması )
  • Doktoru İl Sağlık Müdürlüğüne Şikayet ( Disiplin Soruşturması )
  • Doktoru Tabip Odasına Şikayet ( Disiplin Soruşturması )

Doktor Şikayet İşlemleri

Doktor Şikayet işlemleri, yukarıda izah edildiği üzere, mağduriyetin yaşandığı merkezin devlet hastanesi, muayene veya özel hastane olup olmamasına göre değişkenlik göstermektedir.

Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen Alo Sağlık Hattı için telefonunuzdan 184 numarası aranmalıdır.

Buna karşılık çok ciddi sonuçlarda doğrudan bir sağlık hukuku avukatı ile irtibata geçilmesi önemlidir.

Sağlık hukuku avukatı, yapılacak işlemleri en uygun sıralama ile yerine getirecektir.

Her hekim hatası nedeniyle doğrudan cumhuriyet savcılığına itiraz etmek düşünülmemelidir. Nitekim dosyanın ve delillerin olgunlaşmadığı bir savcılık dosyası sadece aleyhinize delil oluşturmanıza neden olacaktır.


Hekimin Temel Yükümlülükleri Nelerdir?

Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Medeni Kanunun ve sair uluslararası sözleşmeler ile korunmuş olan “Yaşama Hakkı” kapsamında Hekimin Temel Yükümlülüklerini ( Prof. Dr. Hakan Hakeri’ye Göre ) şöyle sıralayabiliriz.

  • Hekimin Özen Yükümlülüğü
  • Hekimin Kişisel Edim Yükümlülüğü
  • Öykü Alma Yükümlülüğü
  • Muayene Yükümlülüğü
  • Teşhis Yükümlülüğü
  • Tedavi Yükümlülüğü
  • Reçete Yazma Yükümlülüğü
  • Tıbbi Teknik Kullanma Yükümlülüğü
  • Tedaviyi Kesme Yükümlülüğü
  • Kullanılan Ürün ve İlaçlarla İlgili Yükümlülükler
  • Organizasyon Yükümlülükleri
  • Bilirkişilik Yapma Yükümlülüğü
  • Ölüm İle İlgili Yükümlülükler
  • Mesleki Bilgisini Geliştirme Yükümlülüğü
  • Kimlik Tespit Yapma Yükümlülüğü
  • Bildirim Yükümlülüğü
  • Mesleki Mali Sorumluluk Sigortası Yaptırma Yükümlülüğü
  • İnsani Değerle Saygı Gösterme Yükümlülüğü
  • Kayıt Tutma Yükümlülüğü
  • Sır Saklama Yükümlülüğü

Doktorun Sorumluluğunun Kapsamı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E. 2012/13-1049 Esas 2013/383 Karar sayılı 20.3.2013 tarihli kararında hekimin yükümlülüğünün hukuksal boyutu açıkça ifade edilmiştir:

Davanın temelini vekillik sözleşmesi oluşturmaktadır. Dava, davalı doktorun vekillik sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılık olgusuna dayanmaktadır ( B.K. 386, 390 md ). Vekil, iş görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil de, bu sonuca ulaşmak için yaptığı uğraşların özenle görülmemesinden sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır ( B.K. 390/II ). vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafif kusurundan bile sorumludur ( B.K. 321/1 md ). O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları ( hafif de olsa ) sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktorlar, hastalarının zarar görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Doktor, tıbbi çalışmalarda bulunurken, bazı mesleki şartları yerine getirmek, hastanın durumuna değer vermek, tıp biliminin kurallarını gözetip uygulamak, tedaviyi her türlü tedbirlerini alarak yapmak zorundadır. Doktor, ufak bir tereddüt gösteren durumlarda, bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür.

Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmalı, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmalı ve en emin yolu tercih etmelidir ( Bkz. Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cild, Ank.1982, Sh.236 vd ). Gerçekten de mesleki bir işgören; doktor olan vekilden ona güvenen müvekkil titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemekte haklıdır. Titiz bir özen göstermeyen vekil, B.K. 394/1 uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır


Malpraktis Davalarının Hukuki Niteliği

Tıbbi Hatalı uygulama nedeniyle doğan malpraktis davasında yapılacak ilk iş hukuki ilişkinin niteliğini tespit etmektir.

İdare-hizmet sunan ile hasta-vatandaş arasındaki ilişki “hizmet” ilişkisine dayanmakla birlikte, özel hastane ile hasta arasındaki ilişki çoğunlukla “Sözleşme” ilişkisidir.

Sözleşme ilişkisi de “vekalet sözleşmesi” şeklinde olabileceği gibi, “eser sözleşmesi” niteliğinde de kurulmuş olabilir. Bu ilişkilerin tamamı farklı hukuki statülere tabidir.

Bu belirlemeye göre de muhatabı ve sorumluluk türünü tespit etmek mümkün olacaktır. 

“Sözleşmeye aykırılık” nedeniyle tazminat davası açılabileceği gibi, “haksız fiile” de dayanılması mümkün olacaktır. Dayanılan hukuki nedene göre uygulanacak zamanaşımı süreleri, davanın tarafları, davanın açılacağı yetkili ve görevli mahkeme de değişiklik gösterecektir.

Şu halde malpraktis davalarında hasta ile karşı taraf arasındaki ilişki türünü şöyle sıralayabiliriz:

  • Hizmet İlişkisi
  • Sözleşme İlişkisi ( Eser veya Vekalet sözleşmesi )
  • Vekaletsiz İş Görme İlişkisi
  • Haksız Fiil İlişkisi
  • Kusursuz Sorumluluk İlişkisi ( Çalıştıranın Sorumluluğu )

Malpraktis ( Sağlık ) Davalarının Hukuki Dayanakları

Yukarıda belirtildiği üzere, hukuki sınıflandırma yapıldıktan sonra dayanılacak hukuki dayanaklar da tespit edilecektir. İdare hukuku ve genel mahkemelerde açılacak davaların farklı dayanakları olduğu aşağıda ifade edilmiş ise de, her iki yargı yolu da bazı durumlarda ortak hukuki dayanaklara dayanmaktadırlar.

İdareye Karşı Açılacak Malpraktis Davalarının Hukuki Dayanakları

  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 125. ve ilgili maddeleri ( 2709 S.K. )
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. ve ilgili maddeleri
  • İdari Yargılama Usulü Kanunu 2/b. ve ilgili maddeleri  ( 2577 S. K. )
  • Türk Medeni Kanunu 23, 24 ve ilgili maddeleri ( 4721 S.K. )
  • Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ( 3359 S.K. )
  • Biyotıp Sözleşmesi ( 5013 S.K. )
  • Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun (1219 S.K. )
  • Türk Tabipleri Birliği Kanunu ( 6023 S.K. )
  • Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları
  • Türk Tabipleri Birliği Disiplin Yönetmeliği
  • Dünya Tabipler Birliği 44. Genel Kurulu Malpractice Bildirisi
  • Ve sair Mevzuat

Özel Hastaneye ve Hekime Karşı Açılacak Malpraktis Davalarının Hukuki Dayanakları:

  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 17, 56 ve ilgili maddeleri ( 2709 S.K. )
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. ve ilgili maddeleri
  • Türk Medeni Kanunu 23, 24 ve ilgili maddeleri ( 4721 S.K. )
  • Borçlar Kanunu 49, 502 – 514  ve ilgili maddeleri ( 6098 S.K. )
  • Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ( 3359 S.K. )
  • Biyotıp Sözleşmesi ( 5013 S.K. )
  • Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun (1219 S.K. )
  • Türk Tabipleri Birliği Kanunu ( 6023 S.K. )
  • Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları
  • Türk Tabipleri Birliği Disiplin Yönetmeliği
  • Dünya Tabipler Birliği 44. Genel Kurulu Malpractis Bildirisi
  • Ve sair Mevzuat

Malpraktis Davalarında Uzman Görüşü

6100 Sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanununun 293. maddesinde Dördüncü Kısmında, “İspat ve Deliller” başlığı altında YEDİNCİ BÖLÜM’de Uzman Görüşü bir ispat vasıtası olarak gösterilmiştir.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2015/5127 Esas 2016/4635 karar 10.11.2016 tarihli kararında, “Bu anlamda alınan bilirkişi raporuna, taraflardan biri, uzman görüşüne dayanmak suretiyle itiraz etmiş ve bu itirazlar mahkeme tarafından hiç değerlendirmeye alınmamış ve itirazlar gerekçeli bir şekilde karşılanmamış ise uzman görüşüne dayanan tarafın 6100 sayılı HMK’nın 27., Anayasa’nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenme hakkını ihlal etmiş olabilecektir. Dosyaya ibraz edilen uzman görüşünde bilirkişi raporu ile tespit edilen görüşlerinin aksine tespit ve görüşler ileri sürülmüş olup, bilirkişi raporu ile uzman görüşü ciddi şekilde çelişkiler içermektedir. Alınan bilirkişi raporu ile uzman görüşü arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla dosyanın yeni bir bilirkişi heyetine tevdii edilmesi yerine yetersiz ve esaslı itiraza uğrayan rapora dayanılarak uzman görüşü kararda gerekçeli olarak değerlendirilip tartışılmadan karar verilmiş olması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.” denilmiştir.

Bu karar ışığında “Uzman Görüşü’nün geçerli bir ispat vasıtası olduğu ve Uzman Görüşünün ispat noktasındaki “Hukuki Gücü” açıkça gösterilmiştir. 

Bir hekimin hatasının bulunup bulunmadığı mahkeme aşamasında atanacak bilirkişiler aracılığıyla belirleneceği gibi, dava açılmadan önce veya dava sırasında bir tarafın belirleyeceği bir uzman hekim aracılığıyla tespit edilmesi mümkündür.

Gerçek şu ki, malpraktis davalarında bilimsel olarak doyurucu bir uzman raporu oldukça önemlidir.


Sağlık Hukuku Mahkemesi

Sağlık hukuku mahkemeleri, yukarıda bahsetmiş olduğumuz sağlık hukuku davalarının görüldüğü mahkemeler olarak hizmet vermektedir.

Bahsi geçen maddi ve manevi tazminat davalarının yanı sıra kötü uygulamaya dair ceza davaları dahi uzman sağlık mahkemelerinde görülmelidir.

Buna rağmen ülkemizde henüz ihtisaslaşmış sağlık hukuku mahkemesi bulunmamaktadır. Ülkemizde sağlık hukukundan kaynaklı davalar alanına girdiği müddetçe, idare mahkemeleri, tüketici mahkemeleri ve genel yetkili asliye hukuk mahkemelerinde görülmektedir. 

Uzmanlaşmış bir mahkemenin bulunmaması özellikle vatandaşlar yönünden ciddi hak kayıpları oluşmasına sebep olmaktadır. Sağlık çalışanlarının riskli bir meslek icra ettikleri kuşkusuzdur.

Bir doktoru ya da bir hemşireyi her hatasında tedbirsizlik nedeniyle adam yaralama ya da öldürme suçu ile yargılanması doğru ve hukuki değildir.

Bu dengeni kurulması işi uygulamaya bırakılmamalı, yasama tarafından sağlık hukuku ciddi bir düzenlemeye kavuşturulmalıdır.

En ağır sonuçların yaşandığı cerrahi operasyonlarda nitelikli hekim ihtiyacı hekimlerin de hastaların da güvenceye kavuşturulması ile çözülecektir.


Doktorların ve Sağlık Çalışanlarının Hukuki Hakları Nelerdir?

Sağlık çalışanlarının ve hekimlerin hukuki haklarını değerlendirmeden önce sağlık hizmeti sunumunun temeline değinmek gerekir.

Sağlık hizmeti sunum itibariyle temelinde bir takım işidir ve ekip ruhu gerektirir. Çağdaş sağlık hizmetleri anlayışı ve modern tıbbi uygulamaların gelişmesi ile birlikte hekimler, geleneksel sağlık hizmetinin aksine salt tek başlarına yetersiz olarak konumlandırılmaya başladı.

Bu nedenledir ki sağlık sektöründe farklı alanlarda uzmanlık eğitimi almış kişiler de sağlık kuruluşlarında hizmet verir hale geldi.

Sözleşmeli her çalışanda olduğu gibi sağlık çalışanlarının, sağlık personelinin ve hekimlerin de hukuki hakları mevcuttur ve yasalarca tanımlanmıştır.

Bu hakların arasında nitelikli bir eğitim görme ve kendini yenileme hakkı, çağdaş bilimsel tıp olanaklarını uygulama hakkı, etik ilkelere bağlılık hakkı, baskı altında kalmadan mesleklerini uygulama hakkı ve kendi değerlerine ters düşen durumlardan kaçınma hakkı gibi yasal haklar başta gelmektedir.

Bununla birlikte kendilerinin ve ailelerinin sağlığını koruma hakkı, yeterli bir gelir düzeyi talep etme hakkı, yönetsel süreçlere katılma hakkı, tanıklıktan çekilme hakkı, hastayı reddetme hakkı ve iyileştirme garantisi vermeme hakkı da sağlık personelinin ve doktorların hukuki hakları arasında yer alan diğer maddelerdir.


Hasta Hakları Nelerdir?

rkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı, hasta haklarına ilişkin yayınladığı yönerge ile birlikte hasta haklarını açık ve net bir şekilde belirlemiştir.

Buna bağlı olarak hasta hakları genel olarak sağlık hizmetlerinden faydalanma, bilgilendirme ve bilgi talep etme, sağlık kuruluşunu seçme ve değiştirme, mahremiyet, rıza, güvenli ortamda hizmet alma, rahatlık, saygınlık görme, ziyaretçi ve refakatçi bulundurma ve şikayet/dava hakkı olarak sıralanabilir.

Öte yandan hastaların hakları olduğu kadar aynı zamanda yükümlülük ve sorumlulukları da bulunmaktadır.

Hastalar, başvurmuş oldukları sağlık kuruluşunun kurallarına ve uygulamalarına uygun davranmalı, daha önce gördükleri tedaviler ve kullandıkları ilaçlar da dahil olmak üzere hekimlerine net ve anlaşılır bir tıbbi geçmiş sunmalı ve hekim tarafından belirlenen kontrol veya tedavi sürelerine uymalıdırlar.


Sağlık Hukuku ( Malpraktis ) Avukatı

Sağlık hukuku davaları söz konusu olduğu zaman kişilerin başvurduğu avukat, sağlık hukuku avukatı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sağlık hukuku avukatı, hekim, doktor ve diğer sağlık çalışanı personel tarafından yapılan tıbbi müdahale sonrası oluşan tazminat ve cezalara ilişkin davaların tamamıyla ilgilenmektedir. 

Sağlık hukuku avukatı diğer adı ile malpraktis avukatı, belirli bir uyuşmazların hekim ve hasta hakları açısından incelenmesi, özel sağlık kuruluşlarında belirlenmiş çalışma koşullarının analizi ve herhangi bir sağlık kuruluşuna özgü sistematik danışmanlık ve sözleşme hizmetleri de sunmaktadır. 

Sağlık hukuku mevzuatı ile birebir ilgili olan sağlık avukatları, hasta ve hekim ilişkileri sırasında doğabilecek her türlü anlaşmazlık, uyuşmazlık ve problem ile doğrudan ilgilenir ve ilgili sağlık davasının her iki tarafın haklarını koruyacak şekilde çözülmesine hizmet eder.

Tüm Avukatlık Hizmetlerimiz hakkında bilgi almak için bağlantıya tıklayabilirsiniz.