Koronavirüs salgınının sözleşmelere etkisi, salgın sonucu alınan tedbirlerin bir çok sözleşmeye etki etmesi nedeniyle değerlendirilmesi gerekmiştir.

Koronavirüs nedeniyle bir takım işyerlerinde faaliyetlerin durdurulması yine faaliyetleri durdurulan iş ve işyerleri ile ilgili genel bir kararın alınması nedeniyle mevcut iş sözleşmeleri dışındaki diğer sözleşme türlerine etkisi kaçınılmaz olmuştur.

Corona Covid-10 virüsünün iş sözleşmelerine etkisini Koronavirüs Nedeniyle İşten Çıkma Ve Çıkarılma başlıklı yazımızda değerlendirdik.

Buna karşılık, kira sözleşmesi, kredi sözleşmesi, takside bağlanmış ya da muayyen bir ödeme günü bulunan sözleşmelerin durumu ile ilgili hükümet yetkilileri ve cumhurbaşkanlığı tarafından bir açıklama yapılmamıştır.

22.03.2020 Tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 2279 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununun 330. Maddesine göre tüm icra takiplerinin durdurulmasına dair karar verilmiştir.

2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununun 330. Maddesinde “Salgın hastalık, umumi bir musibet veya harb halinde Cumhurbaşkanı karariyle memleketin bir kısmında veya bazı iktisadi zümreler lehine muayyen bir müddet için icra takipleri durdurulabilir.” Denilmektedir.

Cumhurbaşkanlığı da 330. Maddede sınırı çizilen kararname ile;

30.04.2020 tarihine kadar, nafaka takipleri hariç olmak, ihtiyati haciz takipleri de dahil olmak üzere tüm icra ve iflas takiplerinin durdurulmasına karar verilmiştir.

Bu karar ile birlikte mevcut davalar devam etmekle birlikte, icra ve infazı aşamasına geçilmiş tüm işlemler durdurulduğundan alacaklılarının haklarının kötüniyetli işlemlere karşı korunması kadar borç ödeme dengesi bozulan borçluların da korunması önem arzetmektedir.

2279 Sayılı kararın incelenmesi ile anlaşılacağı üzere, bu kararda Borçlar Hukukundaki sürelerle ilgili bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bu nedenlerle Türk Borçlar Kanununun genel hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekecektir.

Öncelikle hangi hallerin mücbir sebep sayılacağı, hangi hallerin sayılmayacağı, mücbir sebeplerin varlığı halinde mevcut bir sözleşmenin akıbetinin ne olacağı hakkında öncelikle taraflar arasındaki sözleşme maddeleri uygulanmalıdır.

Sözleşme maddelerinde mücbir sebep halleri ve bağlanan sonuçlar belirtilmemiş ise iş bu yazıdaki gibi genel hükümlere göre çözüm üretilmelidir.


Borçlar Hukuku Genel İlkeleri

Aşağıda ifade edileceği üzere, kişiler arasındaki sözleşmeler oldukça çeşitlidir. Ve bu sözleşmelerin bir kısmı yazılı olduğu gibi, bir kısmı sözlüdür.

Yine bir kısım sözleşmelerde de mücbir sebep halleri ile ve sonuçları ile ilgili hükümlere yer verilmemiştir.

Taraflar arasında bir sözleşmenin varlığı halinde belirtiği bu sözleşmenin mücbir sebeple ilgili hükümleri uygulanmalıdır.

Aralarında bir sözleşmenin bulunmaması halinde ise çok titiz bir inceleme yapılmalıdır.

Borçlar İfasına engel olan ya da ifa güçleştiren ya da borcu ortadan kaldıran haller bulunmaktadır.

Bunlar genel olarak:

  • Mucbir Sebep.
  • İfa İmkansızlığı.
  • Kısmi İfa İmkansızlığı.
  • Aşırı İfa Güçlüğü.

Borçların İfasında Kusuru Düzenleyen Hükümler

Borçlar Kanunu 112. MaddesindeBorç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür” denilmiştir.

Borçlar Kanunu 118. Maddesinde “ Temerrüde düşen borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe, borcun geç ifasından dolayı alacaklının uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.” Denilmiştir.

Borçlar Kanunu 119. Maddesinde “ Temerrüde düşen borçlu, beklenmedik hâl sebebiyle doğacak zarardan sorumludur. Borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını veya borcunu zamanında ifa etmiş olsaydı bile beklenmedik hâlin ifa konusu şeye zarar vereceğini ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir” denilmiştir.

Borçlar Kanunu 122. MaddesindeAlacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.” Denilmiştir.

Borçlar Kanunu 125. MaddesindeSözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir.” Denilmiştir.

Borçlar Kanunu 126. Maddesindeİfasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde, borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklı, ifa ve gecikme tazminatı isteyebileceği gibi, sözleşmeyi feshederek, sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir.” Denilmiştir.

Borçlar Kanunu 331. MaddesindeTaraflardan her biri, kira ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hâle getiren önemli sebeplerin varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak her zaman feshedebilir.” Denilmiştir.

Borçlar Kanunu 344. MaddesindeAncak, bu Kanunun, “Aşırı ifa güçlüğü” başlıklı 138 inci maddesi hükmü saklıdır. Beş yıl geçtikten sonra kira bedelinin belirlenmesinde, yabancı paranın değerindeki değişiklikler de göz önünde tutularak üçüncü fıkra hükmü uygulanır.” Denilmiştir.

Borçlar Kanunu 345. MaddesindeKira bedelinin belirlenmesine ilişkin dava her zaman açılabilir.” Denilmiştir.


Mücbir Sebep ( Zorlayıcı Neden ) Nedir?

Mücbir kelimesi kökeni itibariyle arapça bir kelimedir ve Türkçe karşılığı “zorlayıcı” ya da “zorlayan” kelimesine karşılık düşmektedir. “Mücbir Sebep” ise anlaşılacağı üzere “Zorlayıcı Neden” olarak çevrilmektedir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2015/10768 Esas ve 2016/4782 Karar sayılı kararında “Genelde dış kuvvetlerin sonucu olan, borçlunun işletmesiyle bağlantılı bulunmayan, önceden görülemeyen, kaçınılmaz ve mutlak bir şekilde borcun ifasını engelleyen olay olarak doktrinde tanımını bulan mücbir sebebin varlığı, borçlu yönünden borcu ortadan kaldıran nedenler arasındadır.”

Bir nedenin Mücbir Sebep Sayılabilmesi için bazı şartlara ihtiyaç vardır.

Türk-İsviçre Borçlar Hukuku’nda mücbir sebep “kusurdan uzak, sezilemeyen, karşı konulamayan gerçek bir olay” olarak tarif edilmektedir.

Bu tanıma göre mücbir sebebin unsurları;

  • Kusursuzluk.
  • Sezilememezlik.
  • Karşı Konulamazlık’tır.

Neler Mücbir Sebep Sayılmaktadır?

Mücbir sebebin neler olduğunu kalem kalem ve tahdidi olarak ( numerus clasus) olarak sayılabilmesi elbette ki mümkün değildir.

Fakat yukarıdaki gösterilen unsurlar göz önüne alınarak nelerin mücbir sebep sayılabileceği ya da sayılamayacağı ile ilgili bir değerlendirme yapılması mümkündür.

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununda da 818 Sayılı Borçlar Kanununda da mücbir sebeplerin neler olduğuna dair açıklayıcı bir hüküm bulunmamaktadır.

Buna karşılık uygulamada kabul edilmiş belirli başlı mücbir sebep halleri bulunmaktadır.

  • Salgın Hastalık Nedeniyle Karantina Uygulaması,
  • Sel Baskını,
  • Doğal olaylar nedeniyle ulaşımın kesilmesi,
  • Hudut Kapılarının Kapatılması ve benzeri nedenler.

Bu nedenlerle Salgın Hastalık Nedeniyle Karantina uygulaması nedeninin mücbir sebep sayılabilmesi için bu halin borçlunun sözleşmeyi ifasını imkansızlaştıracak bir etkisinin olması şarttır.

Eğer sözleşmenin ifası mümkün ise mücbir sebep haline dayanılması mümkün değildir. Bu da her sözleşme türüne göre ayrı ayrı değerlendirme yapılmasını gerektirecektir.


Mücbir Sebeple İlgili Hukuki Dayanaklar

Yukarıda ifade edildiği üzere, Mücbir sebebin varlığından bahsedebilmek için engel halin “mutlak bir şekilde borcun ifasını imkansızlaştırması” gerektirmektedir.

Borcun ifası güçleşmiş fakat imkansızlaşmamış ise mücbir sebebe dayanılarak borcun ifasının imkansızlaştığı ile sürülemeyecektir.

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 131-145. Maddeleri arasında borçların sona erme nedenleri genel olarak anlatılmıştır.

Borçlar Kanunu 136. Maddeye göre “ Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer.” Denilmiştir.

Borçlar Kanunu 137. Maddeye göre ise “kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur”

Yani alınan tedbirler nedeniyle borcun ifası tamamen mümkün olamıyor ise tamamen, kısmen ifa olamıyor ise kısmen borçtan kurtulur.

Borcun tamamen imkansızlaşması halinde borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya en kısa zamanda ihtarname çekmek ve zararın artmaması için gerekli tedbirleri almak zorundadır.

Bu hükme aykırılık halinde borçlunun bundan doğan zararları karşılaması gerekecektir.


Borcun Tamamen İmkansızlaşması Durumunda

Borcun tamamen imkansızlaşması halinde borçlu diğer taraftan almış olduklarını geri vermekle yükümlüdür.

Borçlunun imkansızlaşan sözleşme nedeniyle aldığı karşılıkları iade etmemesi halinde kendisinde bulunanları almak için sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince dava açılabilir.

Borcun imkansızlaşması ile borcundan kurtulan borçlu da diğer tarafça henüz ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını yitirir.

Fakat mevzuat ya da sözleşmeye göre borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır.


Borcun Kısmen İmkansızlaşması Durumunda

Yukarıda belirtildiği üzere borcun borçlunun kusuru olmaksızın kısmen imkansızlaşması halinde, sadece imkansızlaşan kısmı yönünden borçtan kurtulur.

Buna karşılık, ifa imkânsızlığı önceden ön görüldüğü takdirde sözleşmenin yapılmayacağı açık bir şekilde anlaşılabiliyorsa, kısmi ifa halinde de borcun tamamından sorumluluğu kalkar.

Alacaklı kısmi ifa imkansızlığı halinde karşı taraf kısmi ifaya razı olmuş ise, karşı edimini de o oranda ifa etme hakkı vardır.

Alacaklının kısmi ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması hallerinde, yukarıda izah edildiği gibi tam imkânsızlık hallerine göre uyuşmazlık çözümlenecektir.


Aşırı İfa Güçlüğü Durumunda

Borçlar Kanunu 138. Maddesinde Borcu ortadan kaldıran sebepler arasında “Aşırı İfa Güçlüğü” de sayılmıştır.

Aşırı ifa güçlüğü sözleşme kurulurken var olan mevcut durumun öngörülemeyen sebeplerle borçlu aleyhine değişmesidir.

Bu durumda borçlunun, sözleşmeden dönme hakkı bulunduğu gibi sözleşmenin uyarlanmasını isteme davası da açabilecektir. Sürekli bir yüklenmeyi içeren sözleşmelerde borçlu fesih hakkını kullanır.

Aşırı ifa güçlüğüne dayanılması için şu şartların bir arada bulunması gerekir:

  • Aşırı İfa Güçlüğüne yol açacak durumun, sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülemeyecek ve öngörülmesi beklenemeyecek olması gerekir.
  • Sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olan olgular borçlu aleyhine değişmesi gerekir.
  • Borçlu borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması gerekir.

Koronavirüs Nedeniyle Sahip Olunan Haklar

Yukarıdaki hukuki değerlendirmeden sonra şimdi koronavirüs salgınının sözleşmelere etkisi konusuna geçebiliriz.

Öncelikle koronavirüs Covid-19 virüsü nedeniyle alınan tedbirlerin, tedbir alınan kişi ve işyerleri yönünden geçici de olsa bir imkansızlık yarattığı açıktır. Buna göre imkansızlığın niteliğine göre hangi hakkın ne şekilde kullanılabileceği belirlenmelidir.

Yukarıda izah edildiği üzere coronavrüs salgını her sektöre aynı ağırlıkta zarar vermemiştir. Bunun için her sözleşme türü için ayrı ayrı olmasa bile belirli başlı sözleşme ve meslek grupları hakkında bir değerlendirme yapmak yararlı olacaktır.


Virüs Nedeniyle Sözleşmenin Diğer Tarafında İhtarname

Virüs nedeniyle öncelikle faaliyetlerin geçici olarak durdurulan işyerleri için yeniden faaliyete geçilecek süreye kadar geçici olarak sözleşmenin devam ya da fesih edilmek istenip istenmeyeceği ve aşırı ifa güçlüğü halinde ise Haklarını Saklı Tuttuğuna, Sözleşmeden Dönme ya da Fesih ile ilgili iradesini açıklayan bir ihtarnamenin karşı tarafa gönderilmesi gerekmektedir.


Sözleşmenin Uyarlanması İçin Arabuluculuğa Başvurma

Tarafların 6098 Sayılı Borçlar Kanununun 136, 137 ve 138. Maadelerine göre sözleşmelerin feshi ya da sözleşmelerin yeni ekonomik durumlara uyarlanması için 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununa göre arabuluculuk başvurusu yapılabilir.

Hatta 2279 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile İcra Takiplerinin durdurulması nedeniyle borç – alacak dengesi bozulan bütün yurttaşların arabuluculuğu bu süreçte daha aktif olarak kullanmaları ve borç ve alacaklarını yapılandırmalarını tavsiye ederiz.

Şu anda elinde kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunan alacaklının dahi hiç bir icrai işlem yapamayacak olması, ekonomik dengesi bozulan bir işyerinin iflas etme ihtimalinin doğmasına neden olmuştur.

Arabuluculuk Kanununa göre taraflar üzerinde sebestçe tasarruf edebilecekleri konularda arabuluculuğa başvurabilirler.

Arabuluculuk süreci tarafların serbestçe tasarruf edebilecekleri tüm noktalarda yardımcı olabilecektir.

Buna göre alacaklıların icra takibi ile dahi talep ve tahsil edemeyecekleri alacaklarına ulaşmaları mümkün olduğu gibi, borçlular da sözleşmenin uyarlanması ile borçlarını ödeyebilecekleri bir seviyeye çekilmesi imkanına sahip olacaklardır.

Aşağıda da izahı yapılan uyarlama davası açılmadan önce bazı sözleşmeler yönünden arabuluculuğa başvurulması zorunludur.


Sözleşmenin Uyarlanması Davası

Taraflar yukarıda izah edildiği üzere, sözleşmelerin yeni koşullara uyarlanması için dava açabilirler.

Bu davada davacı iddialarını Hukuk mahkemelerinin tanıdğı ispat sınırları içinde ispat etmelidir. Sözleşmenin uyarlanmasını istenen bir davada, davacı Borçlar Kanununun 138. Maddesinde tarifi yapılan Aşırı İfa Güçlüğünü ispat etmesi gerekmektedir.

Davacının sözleşmenin uyarlanmasını isteyebilmesi için sözleşmeyi henüz ifa etmemiş olması ya da ifa etse bile haklarını saklı tutayarak ifa etmiş olması gerekmektedir.

Davacının haklarını saklı tutmaması halinde sözleşmenin feshi ya da uyarlanması için dava haklarını kayıp edecektir.


Sözleşmeden Dönme Davası

Borçlar Kanununu 138. Maddeye göre aşırı ifa güçlüğüne dayalı davada uyarlama ile sözleşmenin ayakta kalamayacağının anlasılmasın ve davacının da talebi olması halinde mahkemece sözleşmenin uyarlanmasına değil feshine karar verilecektir.

Sürekli ifayı içeren sözleşmelerde ise borçlu sözleşmeden dönme hakkını ( Geçmişe Etkili Olarak ) değil, sözleşmenin feshini isteyebilir.

Yani geçmiş edimler baki kalmak üzere, sonraki edimler yönünden fesih kararı oluşturulacaktır.


Sözleşmenin Tamamen İmkansızlaşmasından Doğan Davalar

Borçlar Kanunu 136 ve 137. Maddelere göre borcun kısmen ya da tamemn imkansızlaşması hallerinde de kanun tarafından sözleşme ile doğan borcun son bulacağı ifade edilmiştir.

Bu durum karşısında tarafların birbirlerine karşı yükümlülüklerinin ve borçlarının ifa ettikleri kısımlarının akıbeti belirlenmelidir.

Buna göre tam imkansızlık halinde borçtan kurtulan borçlu almış olduğu edimleri diğer tarafa teslim etmekle yükümlüdür.

Buna karşılık ifa edilmemiş olan edimleri de isteme hakkı bulunmamaktadır. Buna rağmen tarafların sözleşmenin imkansızlaşmasına rağmen izah edilen bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde tarafların dava hakları saklıdır.

Borçlunun kendisine ifa edilmiş olan edimleri alacaklı iade etmemesi halinde kendisine karşı sebepsiz zenginleşmeye davalı alacak davası açılması gerekmektedir.

Sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davaları ise Borçlar Kanunu 82. Maddesine göre 2 ila 10 yıl arasında açılmalıdır.

Alacaklı tarafın imkansızlaşan sözleşmeye rağmen, icra işlemlerine başlaması halinde de borçlunun sözleşmenin imkansızlaşmasına dayalı olarak tespit, menfi tespit ve istirdat davaları açma hakları saklıdır.

Ayrıca borcun imkansızlaştığını alacaklıya bildirmeyen borçlunun bundan bir zarar doğması halinde alacaklı karşı sorumluluğu devam edecektir.

Sözleşmenin türüne göre alacaklının borçluya karşı 136. Maddeye dayalı olarak tazminat davası açması mümkündür.


Sözleşmenin Kısmen İmkansızlaşmasından Doğan Davalar

Borçlar Kanununu 137. Maddeye göre borçlunun yükümlülüğü olmayan bir nedenle edimin kısmen olanaksızlaşması halinde borçlu sadece borcun ifa edilemeyecek olan kısmından kurtulur.

Buna rağmen bu durum öngörüldüğünde böyle bir anlaşmanın akdedilmeyeceği açık ise borç bütünüyle son bulur.

İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın borcu kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmi ifaya razı olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir.

Buna rağmen alacaklının kısmi ifaya razı olmaması veya karşı edmin bölünemeyen nitelikte olması halinde tam imkansızlığa ilişkin hükümler uygulanacaktır.

Yukarıda izah edildiği üzere, tarafların borçlar kanunu 137. Maddesinde hükme bağlandığı gibi anlaşmaya varamamaları halinde uyuşmazlık mahkemece aynı ilkelerle karara bağlanacaktır.

Alacaklı tarafın kısmen veya tamamen imkansızlaşan sözleşmeye rağmen, icra işlemlerine başlaması halinde de tarafların sözleşmenin kısmen ve tamamen imkansızlaşmasına dayalı olarak alacak, tazminat, tespit, menfi tespit ve istirdat davaları açma hakları saklıdır.


Koronavirüs Salgınından Etkilenen Sözleşmeler

Coronavirüs nedeniyle alınan önlemler her sözleşmeye aynı ölçüde etki etmemektedir. Bir kısım sözleşme türleri çok etkilenirken bir kısım sözleşmeler hiç etkilenmemekte bir kısmı ile az etkilenmektedir.

Bu nedenlerle koronavirüsün bir sözleşmeye etkisinin değerlendirilmesi için öncelikle sözleşme türü belirlenmelidir.

İç İşleri tarafından yayınlanan genelge ile restoran gibi işletmelerin geçici süre ile faaliyetlerinin durdurulmuş olması kendileri yönünden mücbir sebep olarak değerlendirilecektir.

İç İşleri Bakanlığının 19.03.2020 tarihli haber ile ( https://www.icisleri.gov.tr/koronavirus-tedbirleri-genelgesi-kapsaminda-149382-is-yeri-gecici-sureligine-faaliyetlerine-ara-verdi ) 149382 işyerinin faaliyetlerine geçici süreliğine ara verildiği duyurulmuştur.

Bu kapsamda bar, birahane, çalgılı/müzikli lokanta/cafe, çay bahçesi, dernek lokali, diskotek, gazino, gece kulübü, gösteri merkezi, hamam, her türlü kapalı çocuk oyun alanları (AVM ve lokantalar içerisindekiler dahil), her türlü oyun salonları (atari, playstation vb), internet cafe, internet salonu, kafeterya, kahvehane, kaplıca, kır bahçesi, kıraathane, konser salonu, lunapark, masaj salonu, nargile kafe, 908 nargile salonu, nişan/ düğün salonu, pavyon, sauna, sinema, SPA, spor merkezi, taverna, tiyatro, yüzme havuzu, taziye evi. berber, güzellik salonu/merkezi, kuaför vb. işyerlerinin faaliyerleri durdurulmuştur.

21.03.2020 tarihli genelge ile de 65 yaş ve üzeri vatandaşlar ve bağışıklık sistemi düşük, ve kronik akciğer hastalığı, astım, KOAH, kalp/damar hastalığı, böbrek, hipertansiyon ve karaciğer hastalığı olanlar ile bağışıklık sistemini bozan ilaçları kullanan vatandaşların sokağa çıkmaları yasaklanmıştır.

Şahsen ifa edilmesi gereken sözleşmeler yönünden ( vekalet sözleşmesi gibi ) 21.03.2020 tarihli genelgenin ise kişiye bağlı bir mücbir sebep hali olarak değerlendirilmesi gerektiği açıktır.

Yukarıda faaliyetleri durdurulan işyerlerinin, alışveriş merkezi kira sözleşmeleri ve aidatları, tedarikçi firmalara yapılan tüm borçlandırıcı sözleşmeleri, işçileri ile yapılan sözleşmeler ve bunun gibi sair özel hukuk sözleşmelerinden kaynaklı ödemelerini yerine getirmeleri nispeten imkansız hale gelmiştir.

Fakat kanunun burada aradığı imkansızlık gerçek bir imkansızlık halidir, imkansızlığın geçici olması ya da bazı kimseler için imkansız olması hallerinde aşırı ifa güçlüğü hükümlerine dayanılıp dayanılamayacağı sözleşmenin türüne göre belirlenmelidir.

Kısmen imkansızlaşma halinde bile imkansızlık kesin ve gerçek bir imkansızlıktır. Fakat imkansızlık sözleşmenin kurulmasından sonra sözleşmenin ifası aşamasında ortaya çıkmış bir imkansızlık halidir.

Buna göre belirli başlı bazı sözleşmelerin değerlendirmesini yapabiliriz.


Kira Sözleşmelerine Etkisi

İşyeri kiralarında genelge ve kararnamelerle yasaklanan işyerine ait kira kontratlarının Borçlar Kanunu 138 ve 344. Maddelerine göre kira konttratının uyarlanması talep edilebilir.

Feshi için şartların olup oluşmadığı mahkemece her dosyanın özelliğine göre değerlendirilecektir.

138. maddeye göre sürekli ifayı gerektiren kira borçları gibi borçların ifasına corona virüsünün etkisi değerlendirilmelidir.

Konut kiralarında kira sözleşmelerinin korona virüsü nedeniyle etkilenmesi bizce genel olarak mümkün değildir. Buna karşılık kira sözleşmesindeki genel ve özel hükümleri de değerlendirmek gerekir.


Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmelerine Etkisi

Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde mucbir sebep ve ifanın kısmen ve tamemn imkansızlaşması hallerinin öngörülüp öngörülmediği ve diğer sözleşme şartlarına bakılmalıdır.

İnşaat sözleşmesinin özelliğine göre mucbir sebep hallerinin mevcut inşaat sözleşmesinde etki edebileceği değerlendirilecek ise, duruma göre mucbir sebebin ortadan kalkacağı zamana kadar sürelerin işlemeyecektir.


Para Borçlarına Etkisi

Corona virüsü nedeniyle oluşan halin para borçlarına bir etkisi olduğu genel olarak düşünülmemelidir.

Para borçları parça borcu niteliğinde olmadığından borcu ortadan kaldıran bir durum olarak değerlendirilemeyecektir.

Buna rağmen şartları varsa sözleşmenin uyarlanması davasının açılması mümkündür.

Fakat bir alışveriş merkezinde örneğin 3 aylığına kiralanan bir yemek standı yönünden sözleşmeden dönülmesi mümkün sayılacağından para borcuna da etkisi olabilecektir.


Hastaneye Kabul ve Tam Kabul Sözleşmelerine Etkisi

Hastaneye kabul sözleşmelerine corona virüsünün etkisinin olacağı açıktır.

Buna rağmen bu durumun acile operasyonların dışında sözleşmenin bütünüyle feshi sonucu doğuracak nitelikte olmayacağı değerlendirilecektir.

Acil nitelikteki operasyonlar için gerekli dezenfektasyonun sağlanmasına rağmen corona virüsünün hastanede bulaşması halinde, hastaneye malpraktis davası açılabileceği saplık yöneticileri tarafından değerlendirilmelidir.


İş Sözleşmelerine Etkisi

Koronavirüs salgının iş sözleşmelerine etkisini giriş kısmında da ifade ettiğimiz üzere ayrı bir başlık altında değerlendirmesi yapılmıştır.

İş sözleşmeleri yönünden de aynı şekilde kişiye ve işletmeye bağlı corona virüsü tedbirlerinin iş sözleşmelerin ifasını imkansız kılıp kılmadığı değerlendirilerek bir sonuca varılmalıdır.


Konaklama Sözleşmelerine Etkisi

Otel, Motel, Pansiyon gibi kişilerin konaklamasına yarayan hizmetleri sunan işyerlerinden yapılan konaklama rezervasyonlarının iptali ve ödenen ücretlerin geri alınıp alınamayacağı yine yukarıda izah edilen kriterlere göre değerlendirilmelidir.


Sonuç Olarak

Yukarıda izah edildiği üzere koronavirüs nedeniyle alınan tedbirler ve corona virüsü nedeniyle oluşan sosyal ekonomik tablonun bir sözleşmenin ifasını kısmen, tamamen ya da geçici bir süre ile imkansızlaştırıp imkansızlaştırmadığı öncelikle belirlenmelidir.

Herhangi bir imkansızlığa sebebiyet vermemesine rağmen sözleşmenin baştaki şartlara göre uyulmasının iyiniyet kurallara göre beklenip beklenmeyeceği ayrıca değerlendirilecektir.

Bu hükümlere göre sözleşmenin fesih edilmesi ya da uyarlanması istenebilecektir.

Av. Uzman Arb. Sebahattin ÖCAL