Özel bir hukuk dalı olan borçlar hukuku, eşitler arası meydana gelen borç ilişkilerini inceleyen kapsamlı bir hukuk dalıdır. Borçlar hukukunu ve borçlar kanununu anlayabilmek adına borç ilişkisi kavramını özel hukuk açısından ele almak ve araştırmak gerekir.

Bu bağlamda borç ilişkisine baktığımız zaman bu ilişkiyi, alacaklı ve borçlu adı altında iki tarafın arasında oluşan ve borçlu tarafın alacaklı tarafa belirli bir davranış biçiminde, hukuki adı ile edimde bulunmakta yükümlü olduğu bir ilişki olarak tanımlamak mümkün.

Bununla birlikte alacaklı taraf borçludan bu davranışı, yani edimi yerine getirilmesini talep etme, başka bir deyişle ifayı talep etme yetkisine de sahiptir. Oluşan bu ilişkinin hukuki bir bağ olduğunu belirtmekte de fayda vardır. Borçlar hukukunu yakından inceleyeceğimiz bu yazıda edim türleri, borç ve alacağın devri, ehliyet ve defi kavramları başta olmak üzere borçlar kanunu kapsamında bilinmesi gereken hususları paylaşıyor olacağız.


Borçlar Hukuku Nedir?

En temel tanımı ile borçlar hukukunu kişiler arasındaki borç ilişkilerini düzenleyen hukuk dalı olarak tanımlanabilir. Borçlar hukuku kavramını daha iyi algılayabilmek için borç kavramının tanımına da değinmek gerekmektedir. Borcun temel anlamı, bir davranışta bulunmak, bir şeyi vermek, bir davranıştan kaçınmak ya da belirli bir hükümlülüğün altına girmektir.

Borçlu tanımı ise kanunen bu borcu yerine getirmesi gereken kişi olarak belirlenmiştir. Bir diğer yandan borç ilişkisini doğuran sebeplere ise borcun kaynağı adı verilmektedir. Borçların oluşma sebebi sözleşmeden, haksız fiilden ya da sebepsiz mal edinmeden kaynaklanabilmektedir.


Borçların Kaynakları

Borçlar Hukukunu düzenleyen borçlar kanununda temel borç ilişkileri ile belirli başlı sözleşme türleri hakkında düzenlemelere yer verilmiştir. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu temel borç ilişkilerini belirli ana başlıklar altında şöyle düzenlemiştir.

  • Sözleşmeden Doğan Borçlar
  • Haksız Fiilden Doğan Borçlar
  • Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borçlar

Sözleşmeden Doğan Borçlar

Borçlar Kanununda ele alınan ilk borç gerçekleşme şekli sözleşmeden doğan borç olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanunun 1. maddesinde sözleşmenin tanımı yapılmış, sonraki maddelerde ise sözleşmenin nitelikleri, özellikleri ve koşulları üzerinde durulmuştur. 6098 sayılı Borçlar Kanununun 1. maddesine göre sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun şekilde açıklamaları ile beraber kurulur.

Bahsi geçen bu irade açıklaması ister açık, isterse örtülü olabilir. Bu bağlamda sözleşmenin meydana gelmesi, sözleşmenin şekli ve sözleşmenin konusu olmak üzere üç ana maddeden bahsetmek mümkündür. Sözleşmenin meydana gelmesi, iki tarafın da beyan ve rızasını içeren hukuki bir işlem olmasından kaynaklanmaktadır. Sözleşme böylelikle bahsi geçen beyan ve rızaların ifade edilmesi ile tamamlanmış olur. Buradaki en önemli nokta, bir sözleşmenin ekonomik değeri olan borçlar doğurması halinde ilgili sözleşmenin borçlar hukuku kapsamına girmesidir.


Sözleşmelerin Şekli

Taraflar arasında meydana gelen sözleşmenin geçerliliği, kanunen aksi bir hüküm bulunmadıkça hiçbir şekle bağlı değildir. Öte yandan kanunda belirli bir şekle bağlı olduğu emredilen sözleşmeler, bu şekle uyularak gerçekleştirilmedikleri takdirde geçersiz sayılırlar.


Sözleşme Konusu

Sözleşmeden doğan borçları anlayabilmek için son olarak sözleşme konusu kavramına değinmek gerekir. Bu bağlamda kişisel özgürlük alanlarının bir sonucu olarak kişiler, herhangi bir sözleşme yapıp yapmamakta, karşıt tarafı seçmekte, dilediği şartları kabul edip etmemekte tamamen serbesttir. Ancak sözleşme konusu itibariyle kanunda geçmekte olan emredici kurallara, genel olarak kamu düzenine ve ahlak ve adap kurallarına aykırı nitelikte taşımamalıdır. Bununla birlikte sözleşmenin konusu imkansız bir konu olarak tanımlanırsa yine borçlar hukuku kapsamında geçerli olmayan bir sözleşme olarak kabul edilir.


Sözleşmeden Cayma

Akde vefa ilkeleri gereğince sözleşmeden sebepsiz olarak cayma kural olarak mümkün değildir. Bağlanma parası kavramı çerçevesinde sözleşme yapılırken kişinin vermiş olduğu bir miktar paranın cayma parası olarak değil, sözleşmenin yapıldığına dair kanıt olarak verildiğini söylemek mümkündür.

Cayma parası ise mahkeme tarafından kararlaştırıldığı takdirde taraflardan her biri sözleşmeden caymaya yetkili sayılır. Bu durumda da parayı vermiş olan taraf cayarsa vermiş olduklarını bırakır; almış olan taraf cayarsa ise iki katını geri vermek ile yükümlüdür. Bu bağlamda önemli olan bir diğer kavram da ceza koşuludur.

Bir sözleşmenin gereği gibi ifa edilmemesi ya da hiç ifa edilmemesi durumunda herhangi bir ceza kararlaştırıldığı takdirde alacaklı, borcun ya da cezanın ifasını isteme hakkına sahiptir. Borçlar Kanunu’nun 180. maddesine göre alacaklı hiçbir zarara uğramadığı takdirde bile kararlaştırılan cezanın ifası gereklidir.

Bu bağlamda atlanmaması gereken bir diğer kavram da aldatma kavramıdır. Borçlar hukuku aldatma kavramını da 36. madde çerçevesinde açıklığa kavuşturmuştur. Aldatma, kanunun sözleşmeden doğan borç ilişkileri başlığı çerçevesinde irade bozuklukları altında açıklanmıştır. Buna göre taraflardan biri diğer tarafın aldatması sonucu bir sözleşme gerçekleştirmişse yanılması esaslı olmaması durumunda bile sözleşmeye bağlı sayılmaz. Öte yandan üçüncü kişinin aldatması sonucu bir sözleşme gerçekleştiren taraf sözleşmenin gerçekleştirildiği esnada karşı tarafın aldatmayı bilmesi halinde yine sözleşmeye bağlı değidir.


Haksız Fiillerden Doğan Borçlar

Haksız fiilden doğan borç ilişkileri Borçlar Kanununun ikinci ayrımında 49. maddeden itibaren açıklanmıştır. Buna göre kusurlu ve hukuka aykırı bir fiil yolu ile başka bir bireye zarar veren kişi, bu zararı gidermekle yükümlü sayılır. Zarar göre birey ise yine kanunun 50. maddesine göre uğradığı zararı ve zarar veren kişinin kusurunu ispat etmek zorundadır. Haksız fiilden doğan borçların sonuçları arasında tazminat kavramı yer almaktadır.

Borçlar Kanununun 51. maddesine göre hakim, bahsi geçen tazminatın kapsamı ile ödenme biçimini şartları ve kusurun ağırlığını göz önünde bulundurarak belirlemek ile görevlidir. Buna göre ölüm ve bedensel zarar, haksız rekabet, kişilik haklarının zedelenmesi, ayırt etme gücünün geçici kaybı maddeleri kanunda özel durumlara yol açabilen maddelerdir.


Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borçlar

Son olarak sebepsiz mal edinmeden ya da kanundaki adı ile sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkilerine bakmak gerekir. Borçlar Kanununun 77. maddesine göre haklı bir sebep olmaksızın bir başkasının mal varlığından ya da emeğinden zenginleşen kişi, bu zenginleşmeyi geri vermekle sorumludur.

Buna ek olarak borçlanılmamış edimin ifası söz konusu olduğunda 78. madde gereğince borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kişi, bunu yalnızca kendisini borçlu sayarak yerine getirdiğini ispat etmesi durumunda geri isteme hakkını elde eder.

Öte yandan sebepsiz yere zenginleşen kişi, zenginleşmenin geri istenmesi halinde elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği kısım haricinde kalanı vermek ile yükümlüdür. Yine Borçlar Kanunu’nun 81. maddesine göre ahlaka ya da hukuka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacı ile verilen şey, geri istenemez.

Bahsi geçen durum ile ilgili açılan davada hakim, bahsi geçen şeyin devlete mal edilmesine karar verme yetkisine sahiptir. Sebepsiz mal edinmeden doğan borçlar ile ilgili zamanaşımı süresi kanunun 82. maddesinde belirlenmiştir.

Bu bağlamda sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl, her halükarda zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten itibaren ise on yılın geçmesi ile zaman aşımına uğramış olur.


Borcun Son Bulması

Borçlar Kanunu’nun İkinci Bölümü’nde 83. maddeden itibaren ele alınmış olan borcun ifası kavramı, borçlar hukuku davalarının çoğunlukla temel sonucu olma niteliği taşımaktadır. Borçlunun borcunu yerine getirerek borcun sona ermesi durumuna temel olarak ifa denir. Borcun ifa edilmesi ile birlikte borçlu borcundan kurtulmuş, alacaklı da alacağına kavuşmuş olur. Böylece iki taraf arasındaki borç ilişkisi sona erer. Burada önemli olan nokta, ifanın konusunun borcun konusu ile aynı olmasıdır.

Başka bir deyişle borçlu, borç ilişkisi kapsamında doğan edim her ne ise onu ifa etmek durumundadır. Borçlar hukuku davaları bahsi geçen bu kanunlar başta olmak üzere borçlar hukuku mahkemesi kapsamında yürütülen davaların Borçlar Kanunu’na uygun şekilde işlemesini öngören davalardır. İfanın dışında borcu sona erdiren diğer haller ibra, yenileme, kusursuz imkansızlık, takas ve zamanaşımı olarak belirlenmiştir.

Borçlar hukuku davalarının konusu olabilecek bir diğer borçlar hukuku konusu alacağın devri olabilmektedir. Borçlar hukuku alacağın devri konusunu Borçlar Kanunu’nun Beşinci Bölümü’nde 183. maddeden itibaren ele almıştır. Bu bağlamda kanun, sözleşme veya işin niteliği engel teşkil etmedikçe alacaklı, borçlunun rızasına gerek duymadan alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir.

Alacağın devri ancak yazılı şekilde yapıldığı takdirde geçerli olur. Alacağın devrinin özelliklerine yakından baktığımızda alacağın devrinin hukuki bir işlem olduğunu, bir tasarruf işlemi olduğunu, sözleşmeye ve bir sebebe bağlı bir işlem olduğunu söylemek mümkün.

Alacağın devri işlemi sonuçları arasında alacağın devralana geçmesi, alacaklının dolayısıyla değişmesi, ispat araçlarının teslim borcu ve devredenin garanti borcu gibi sonuçlar yer almaktadır. Özetlemek gerekirse alacağın devri, borç ilişkisinden doğan bir talep hakkının devrini içeren ve alacaklı ile devralan üçüncü bir kişi arasında yapılan sözleşmedir. Alacağı devreden kişi, belirli bir edim karşılığında yapılan devirde alacağın varlığının garantisini vermiş bulunmaktadır.


Borçlar Hukukundan Doğan Dava Çeşitleri Nelerdir?

Yukarıda ana başlık altında, sözleşmeden haksız fiilden ve sebepsiz zenginleşmeden doğan borçlar olarak ifade edilen borç türleri kendi konusunda göre  çeşitli dava türleri ile istenmektedir. Borçlar Hukukunun konusu oluşturan ve sıklıkla karşılaşılan dava türlerini ismen sayabiliriz. Buradaki dava türleri örnek olması açısından belirtilmiş olmakla birlikte belirtilenlerden ibaret değildir.

  • Sözleşmeden Doğan Borçlar ve Davalar
  1. Mal Satım Sözleşmesinden doğan Alacak Davası
  2. Hizmet Sözleşmesinden doğan Alacak Davası
  3. Avukatlık Sözleşmesinden Doğan Alacak Davası
  4. Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinden Doğan Tazminat ve Alacak Davası
  5. Kira Sözleşmesinden Doğan Tahliye Davası
  6. Kira Sözleşmesinden Kira Alacağı Davası
  7. Kira Sözleşmesinden Doğan Depozito Alacağının İadesi Davası
  8. İş Akdinden Doğan İşçilik Alacağı Davaları
  9. Miras Sözleşmelerinden Doğan Tazminat ve Tapu Tescil Davaları
  10. Danışmanlık Sözleşmesinden Doğan Tazminat ve Alacak Davaları
  11. Hastaneye Kabul Sözleşmelerinden Doğan Maddi ve Manevi Tazminat Davaları
  12. Sigorta Sözleşmelerinden Doğan Davalar
  • Haksız Fiilden Doğan Borçlar
  1. Trafik Kazasından Doğan Maddi ve Manevi Tazminat Davaları
  2. İş Kazasından Doğan Maddi ve Manevi Tazminat Davaları
  3. Adam Yaralamadan Kaynaklı Maddi ve Manevi Tazminat Davaları
  4. Adam Öldürmeden Kaynaklı Maddi ve Manevi Tazminat Davaları
  5. Malpraktis Davalarından Kaynaklı Maddi ve Manevi Tazminat Davaları
  6. Dolandırıcılıktan Kaynaklı Tazminat Davaları
  7. Haksız İcra Takibinden Doğan Tazminat Davaları
  • Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borçlar
  1. Sözleşmenin geçerli olmaması nedeniyle verilen paranın iadesi davaları
  2. Objektif ve Subjektif imkansızlık halinde verilen paranın iadesi davaları

Borçlar Hukuku Davaları Hangi Mahkemelerde Görülür?

Borçlar hukuku mahkemeleri adı ile ayrı bir mahkeme bulunmamaktadır. Borçlar Hukuku Davaları alanlarına girdikçe yetkili ve görevli mahkemelerde görülmektedir. İlgili genel mahkemeler sözleşmeler başta olmaz üzere borçlar hukuku çerçevesinde meydana gelen her türlü davayı kapsamlı olarak inceleme ve görme yetkisine ve sorumluluğuna sahiptir.


Borçlar Hukuku Davaları Ne Kadar Sürer?

Borçlar Hukukundan Doğan ve yukarıda kısmen isimlerini zikrettiğimiz dava türlerinden bir kısmi ihtisaslaşmış mahkemelerde görülmekte bir kısmı ise genel görevli asliye hukuk mahkemelerinde görülmektedir. Buna karşılık her dava türünün tabi olduğu yargılama türü ve ispat kolaylıkları ya da zorlukları bulunmaktadır. Bu faktörler davaların genel olarak karara bağlanma sürelerine etki etmektedir. Buna karşılık bir ortalama vermek gerekirse bir davanın yerel mahkeme tarafından karara bağlanma süresi 15-2 sene arasındadır. Ayrıca dava değerine göre istinaf ve temyiz süreçleri de dahil edildiğinden bu süre daha da uzamaktadır.


Avukat Masrafları Ne Kadardır?

Borçlar hukuku davalarında ister alacak davası olsun, ister belirli bir oranda borçlu bulunmadığının tespitine dair menfi tespit davaları olsun 1136 Sayılı avukatlık kanunu ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen tutarlardan az olmamak üzere dava değerinin %15 ile %25 arasında bir avukatlık ücreti belirlenmektedir. Hatta bu oranların altında ve üstünden belirlenen ücret sözleşmesi geçerli sayılmamaktadır.


Dava Masrafları Ne Kadardır?

Borçlar hukukundan doğan dava çeşitlerine göre ve mahkeme tarafından yapılacak yargılama işlemlerine göre dava masrafları artabilecektir. Keşif ve bilirkişi gibi yargılama işlemlerinin yapılması ve/veya birden fazla kere yapılmak zorunda kalınması tahmin edilen yargılama masraflarının da artmasına sebep olacaktır. Buna karşılık yargılama masrafları davacı tarafından peşin olarak karşılansa bile, mahkeme sonunda haksız çıkacak taraftan alınmak üzere mahkemece ilam hükmünde belirtilir.


Borçlar Hukuku Avukatı

Borçlar hukukundan doğan borçlar hukuku davalarını algılayabilmek adına borçlar hukuku çerçevesinde öne çıkan kavram ve niteliklere olabildiğince hakim olmak gerekir. Nitekim bu bilgi sayesinde mahkeme öncesi, mahkeme süreci ve mahkemeden sonraki süre. doğru değerlendirilebilecektir. Bu nedenlerle her ne kadar belirli başlı davaların dışında taraflar avukat tutma mecburiyetinde değillerse de hukuk genel olarak bir uzmanlık işi olması nedeniyle ileride büyük zararların yaşanmaması için sürecin bir avukat tarafından takip edilmesi oldukça elzemdir.

Genel olarak sözleşmeler hukuku, haksız fiillerden kaynaklı ( trafik kazası, ölüm ve cismani zarar gibi ) davalar ve ceza davası sonucuna göre talep edilecek maddi ve manevi tazminat istekleri, sebepsiz zenginleşmeden doğan davalar, özel tür sözleşmelerin ( kira, kefillik-kefalet, taşınmaz mal satışı,  taşınır mal satışı, mal değişim-takas, bağışlama, ödünç, hizmet, pazarlamacılık, eser-müteahhitlik, yayım-neşir, vekalet, kredi sözleşmeleri, simsarlık, tellaliye, komisyonculuk, ticari temsilcilik, ticari vekillik, tacir yardımcılığı, havale, saklama, kefalet, ömür boyu gelir, ölünceye kadar bakma, adi ortaklık sözleşmeleri) ifa edilmemesi ve eksik ifa edilmesi nedeniyle doğan davalar faaliyet alanımız içerisindedir.