Sağlık Hukuku

// Sağlık Hukuku

1-) GİRİŞ

 

Sağlık Hukuku | Avukatı, bölümü özel olarak hekim, hastane, idare, sağlık kuruluşlarının ve diğer sağlık personellerinin sağlık hizmeti sunarken vermiş oldukları zararlar nedeniyle ilgililer aleyhinde açılacak hatalı tıbbi uygulama nedenine dayalı tazminat davaları hakkında bilgi vermek amacıyla kaleme alınmıştır. Burada öncelikle altını çizmemiz gereken bir davanın kurgulanması, ispat sorunlarının belirlenmesi, dava dilekçesinin yazılması, davanın açılması, delillerin uygun olan zamanda ve usulde toplanması, karşı yan delillerine uygun zaman ve usulle itiraz edilmesi, temyiz ve istinaf yollarına başvurulması ve en nihayetinde kararın infazının sağlanması bir uzmanlık işidir. Örneğin açacağınız 100.000,00TL’lik bir davanın kaybedilmesi halinde, hak ettiğiniz 100.000,00TL’yi alamadığınız gibi, 15.000,00TL – 20.000,00TL arasında karşı tarafa ve mahkemeye yargılama masrafı ödemek zorunda kalabilirsiniz. Bu nedenle bu süreci bir avukat aracılığıyla takip etmeniz büyük önem taşımaktadır.


2-) MALPRAKTİS NEDENİYLE YAPILABİLECEK İŞLEMLER VE DAVALAR

 

Aşağıda ilgili bölüme tıkladığınızda ilgili dava veya müracaat türü ile ilgili açıklama ve ayıntırlara ulaşabilirsiniz.

 

2.1-) Malpraktis Nedeniyle İdareye Karşı Maddi ve Manevi Tazminat Davası ( Tam Yargı Davası )

 

2.2-) Malpraktis Nedeniyle Özel Hastaneye Maddi ve Manevi Tazminat Davası

 

2.3-) Malpraktis Nedeniyle Doktora Maddi ve Manevi Tazminat Davası

 

2.4-) Malpraktis Nedeniyle Ceza Soruşturması

 

2.5-) Malpraktis Nedeniyle İl Sağlık Müdürlüğüne Şikayet

 

2.6-) Malpraktis Nedeniyle Tabip Odasına Disiplin Soruşturması Şikayet

 


3-) MALPRAKTİS ( HATALI TIBBİ UYGULAMA ) NEDİR?

 

Türk Dil Kurumu Bilim ve Sanat Terimleri Ana Sözlüğünde malpraktis "Özen göstermeksizin veya yanlış uygulanan tedavi sonucunda ortaya çıkan, görevi kötüye kullanma anlamına gelen hukuki durum" şeklinde tanınmlanmıştır. 

 

Danıştay 15. Daire 2013/4526 Esas, 2016/3551 Karar ve 16.5.2016 tarihli kararında  Malpraktis ( Hatalı Tıbbi Uygulama ) şöyle tanımlanmıştır: 

 

"Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları'nın 13. maddesinde, tıbbi hata tanımlanmaktadır. Tıp biliminin standartlarına ve tecrübelere göre gerekli olan özenin bulunmadığı ve bu sebeple de olaya uygun gözükmeyen her türlü hekim müdahalesi uygulama hatası (malpraktis) olarak anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle, hastanın tanı ve tedavisi sırasında standart uygulamanın yapılmaması, bilgi ve beceri eksikliği, hastaya uygun tedavi uygulanmaması; tıbbi hata olarak tanımlanabilir. Bu noktada hatalı tıbbi uygulama sonucu doğacak sorumluluk " kusura dayalı genel sorumluluk"tur. Hekimin hukuksal sorumluluğu bakımından ölçü; tecrübeli bir uzman hekim standardıdır. Hekim, objektif olarak olayların normal gelişimine ve subjektif olarak da kendi kişisel tecrübesine, kişisel yeteneğine, bireysel mesleki bilgisine, eğitiminin nitelik ve derecesine göre, hastanın sağlığında bir zarar gelmesini önceden görebilecek durumda olmalıdır. Bu halde karşımıza özen yükümlülüğü çıkmaktadır. Hekimin özen yükümlülüğünün ihlali, üç alanda yoğunlaşmaktadır; birincisi, hastanın tedavisinde yani teşhis, endikasyon, tıbbi tedbirin seçimi, bu tedbirin uygulanması, tedavi yahut cerrahi girişim sonrası bakım alanındadır. İkincisi, hastanın aydınlatılması ve anamnez alınmasıdır. Üçüncüsü, klinik organizasyonu alanında (personelin niteliği, yeterli sayıda personel bulundurulması, hekimlerin birbiriyle işbirliği (Konsültasyon)dir. Bu üç alandaki kusuru, sırasıyla uygulama kusuru (tedavide hata), aydınlatma kusuru ve organizasyon kusuru olarak değerlendirmek mümkündür. Bu üç kusura "Tıbbi Uygulama Hatası" (Malpraktis) adı verilmektedir. Bu noktada tıbbi standart kavramına açıklık getirilmelidir. Tıbbi standart kavramı ile, tıp ilminin genel olarak tanınıp kabul edilmiş meslek kuralları kastedilmektedir. Tıbbi standart ihlali değişik şekillerde gerçekleşebilir; teşhis, tedavi (endikasyon eksikliği, yanlış tedavi yönteminin seçimi) ve müdahale sonrası bakım yönetimi bunlardan bazılarıdır."


4-) KOMPLİKASYON NEDİR?

 

Türk Dil Kurumu Bilim ve Sanat Terimleri Ana Sözlüğünde komplikasyon "Bir hastalığın devamı sırasında oluşan başka patolojik olaylar veya hastalıklar" şeklinde tanımlanmıştır. 

 

Danıştay 15. Daire 2013/4526 Esas, 2016/3551 Karar ve 16.5.2016 tarihli kararında  komplikasyon şöyle tanımlanmıştır:

 

"Komplikasyon ise, tıbbi girişim sırasında öngörülmeyen, öngörülse bile önlenemeyen durum, istenmeyen sonuçtur; ancak bunun bilgi ve beceri eksikliği sonucu olmaması gerekir. Bu tanıma göre, hekimin tıbben kabul ettiği normal risk ve sapmalar çerçevesinde davranarak gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen ortaya çıkan istenmeyen sonuçlardan yasal olarak sorumlu olmayacağı belirtilmektedir. Hasta tıbbi uygulama sırasında ve sonrasında kusur olmadan da oluşabilecek istenmeyen sonuçları, komplikasyonları bilirse ve uygulamaya onay verirse tıbbi müdahale hukuka uygun olur. Hastada oluşan zararlı sonuç öngörülemiyor ve önlenemiyorsa veya öngörülebilse bile (hastanın yeterince aydınlatılmış, onayı alınmış olması ve uygulamada kusur olmaması şartı ile) önlenemiyorsa bu durumun komplikasyon olarak kabulü gerekmektedir. Yine bu noktada, tıbbi standartlardan sapılmaması, mesleki tecrübe kurallarına riayet edilmiş olması gereklidir. Yine meydana gelen komplikasyon sonrası süreçte de uygulanan teşhis ve tedavinin de tıp kurallarına uygun olması gerekmektedir."

 

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/12-271 Esas, 2017/278 karar ve 16.5.2017 Tarihli Kararında ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/12-103 Esas, 2014/552 karar ve 9.12.2014 tarihli kararlarında komplikasyonla ilgili şu belirlemelere yer verilmiştir:

 

"Bu noktada komplikasyon kavramının da izah edilmesi gerekmektedir. Türk Dil Kurumunun Bilim ve Sanat Terimleri Sözlüğünde; "Bir hastalığın devamı sırasında oluşan başka patolojik olaylar veya hastalıklar, ardıl sorun, karmaşıklık" şeklinde tanımlanan komplikasyon, doktorun müdahale sırasında bilgi, beceri ve deneyim eksikliği olmaksızın standart uygulamayı, doğru teşhis ve tedaviyi özenli bir şekilde gerçekleştirmesine rağmen öngörülemeyecek ve engellenemeyecek şekilde ortaya çıkan, hekimliğin kötü uygulanmasından kaynaklanmayan zarar doğurucu durumları ifade etmektedir. Tıbbın kural ve gereklerine uygun davranıldığı halde hastanın veya doktorun elinde olmadan gelişen öngörülememiş ve engellenememiş zarar veya sonuç söz konusu ise komplikasyondan bahsedilir. Kusursuz sorumluluğun kabul edilmediği ceza hukuku sistemimizde failin bu durumdan sorumlu tutulabilmesi mümkün değildir."

 

Netice itibariyle genel bir ifade olarak Komplikasyon Halinde Hekime Kusur İzafe Edilemeyeceğinden kendisine dava açılması da mümkün değildir. Buna karşılık gelişen komplikasyondan hekim sorumlu değilse de komplikasyonun yönetimindeki kusurlu davranıştan hekim sorumludur.  Hekimlerin hepsi bütün kötü sonuçları komplikasyon olarak, hastaların çoğu da bütün kötü sonuçları malpraktis olarak değerlendirmektedirler. Doğal olarak bu ikisi arasında doğru bir sonuca ulaşabilmek için tıbbi bilimsel standartlara bakılması gerekmektedir.


5-) HEKİMİN TEMEL YÜKÜMLÜLÜKLERİ

 

Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Medeni Kanunun ve sair uluslararası sözleşmeler ile korunmuş olan "Yaşama Hakkı" kapsamında HEKİMİN TEMEL YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ ( Prof. Dr. Hakan Hakeri'ye Göre ) şöyle sıralayabiliriz.

 

► Hekimin Özen Yükümlülüğü                  

► Hekimin Kişisel Edim Yükümlülüğü   

► Öykü Alma Yükümlülüğü

► Muayene Yükümlülüğü

► Teşhis Yükümlülüğü

► Tedavi Yükümlülüğü

► Reçete Yazma Yükümlülüğü

► Tıbbi Teknik Kullanma Yükümlülüğü

► Tedaviyi Kesme Yükümlülüğü            

► Kullanılan Ürün ve İlaçlarla İlgili Yükümlülükler           

► Organizasyon Yükümlülükleri

► Bilirkişilik Yapma Yükümlülüğü

► Ölüm İle İlgili Yükümlülükler

► Mesleki Bilgisini Geliştirme Yükümlülüğü

► Kimlik Tespit Yapma Yükümlülüğü

► Bildirim Yükümlülüğü

► Mesleki Mali Sorumluluk Sigortası Yaptırma Yükümlülüğü

► İnsani Değerle Saygı Gösterme Yükümlülüğü

► Kayıt Tutma Yükümlülüğü

► Sır Saklama Yükümlülüğü

 


6-) HEKİMİN SORUMLULUĞUNUN KAPSAMI VE ÖLÇÜTÜ

 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E. 2012/13-1049 Esas 2013/383 Karar sayılı 20.3.2013 tarihli kararında hekimin yükümlülüğünün hukuksal boyutu açıkça ifade edilmiştir:

 

“Dava, teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen doktor ve özel hastanenin sorumluluğuna ilişkin olup, bir davada dayanılan olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini arayıp bulmak hâkimin doğrudan görevidir ( HUMK. 76.md ). Davanın temelini vekillik sözleşmesi oluşturmaktadır. Dava, davalı doktorun vekillik sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılık olgusuna dayanmaktadır ( B.K. 386, 390 md ). Vekil, iş görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil de, bu sonuca Ulaşmak için yaptığı uğraşların özenle görülmemesinden sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır ( B.K. 390/II ). vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafif kusurundan bile sorumludur ( B.K. 321/1 md ). O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları ( hafif de olsa ) sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktorlar, hastalarının zarar görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Doktor, tıbbi çalışmalarda bulunurken, bazı mesleki şartları yerine getirmek, hastanın durumuna değer vermek, tıp biliminin kurallarını gözetip uygulamak, tedaviyi her türlü tedbirlerini alarak yapmak zorundadır. Doktor, ufak bir tereddüt gösteren durumlarda, bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmalı, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmalı ve en emin yolu tercih etmelidir ( Bkz. Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cild, Ank.1982, Sh.236 vd ). Gerçektende mesleki bir işgören; doktor olan vekilden ona güvenen müvekkil titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemekte haklıdır. Titiz bir özen göstermeyen vekil, B.K. 394/1 uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır”


7-) MALPRAKTİS DAVALARININ HUKUKİ NİTELİĞİ

 

Tıbbi Hatalı uygulama nedeniyle doğan malpraktis davasınında yapılacak ilk iş hukuki ilişkinin niteliğini tespit etmektir. İdare-hizmet sunan ile hasta-vatandaş arasındaki ilişki “hizmet” ilişkisine dayanmakla birlikte, özel hastane ile hasta arasındaki ilişki çoğunlukla “Sözleşme” ilişkisidir. Sözleşme ilişkisi de “vekalet sözleşmesi” şeklinde olabileceği gibi, “eser sözleşmesi” niteliğinde de kurulmuş olabilir. Bu ilişkilerin tamamı farklı hukuki statülere tabidir.

Bu belirlemeye göre de muhatabı ve sorumluluk türünü tespit etmek mümkün olacaktır. “Sözleşmeye aykırılık” nedeniyle tazminat davası açılabileceği gibi, haksız fiile de dayanılması mümkün olacaktır. Dayanılan hukuki nedene göre uygulanacak zamanaşımı süreleri, davanın tarafları, davanın açılacağı yetkili ve görevli mahkeme de değişiklik gösterecektir. Şu halde malpraktis davalarında hasta ile karşı taraf arasındaki ilişki türünü şöyle sıralayabiliriz:

 

► Hizmet İlişkisi

► Sözleşme İlişkisi ( Eser veya Vekalet sözleşmesi )

► Vekaletsiz İş Görme İlişkisi

► Haksız Fiil İlişkisi

► Kusursuz Sorumluluk İlişkisi ( Çalıştıranın Sorumluluğu )


8-) MALPRAKTİS DAVALARININ HUKUKİ DAYANAKLARI

 

8.1. İdareye Karşı Açılacak Malpraktis Davalarının Hukuki Dayanakları:

 

► Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 125. ve ilgili maddeleri ( 2709 S.K. )

 

► Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. ve ilgili maddeleri

 

► İdari Yargılama Usulü Kanunu 2/b. ve ilgili maddeleri  ( 2577 S. K. )

 

► Türk Medeni Kanunu 23, 24 ve ilgili maddeleri ( 4721 S.K. )

 

► Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ( 3359 S.K. )

 

► Biyotıp Sözleşmesi ( 5013 S.K. )

 

► Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun (1219 S.K. )

 

► Türk Tabipleri Birliği Kanunu ( 6023 S.K. )

 

► Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları

 

► Türk Tabipleri Birliği Disiplin Yönetmeliği

 

► Dünya Tabipler Birliği 44. Genel Kurulu Malpractis Bildirisi

 

► Ve sair Mevzuat

 

8.2. Hastaneye ve Hekime Karşı Açılacak Malpraktis Davalarının Hukuki Dayanakları:

 

► Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 17, 56 ve ilgili maddeleri ( 2709 S.K. )

 

► Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. ve ilgili maddeleri

 

► Türk Medeni Kanunu 23, 24 ve ilgili maddeleri ( 4721 S.K. )

 

► Borçlar Kanunu 49, 502 - 514  ve ilgili maddeleri ( 6098 S.K. )

 

► Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ( 3359 S.K. )

 

► Biyotıp Sözleşmesi ( 5013 S.K. )

 

► Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun (1219 S.K. )

 

► Türk Tabipleri Birliği Kanunu ( 6023 S.K. )

 

► Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları

 

► Türk Tabipleri Birliği Disiplin Yönetmeliği

 

► Dünya Tabipler Birliği 44. Genel Kurulu Malpractis Bildirisi

 

► Ve sair Mevzuat 


9-) MALPRAKTİS DAVALARINDA UZMAN GÖRÜŞÜ VE HUKUKİ NİTELİĞİ

 

6100 Sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanununun 293. maddesinde Dördüncü Kısmında, "İspat ve Deliller" başlığı altında YEDİNCİ BÖLÜM'de Uzman Görüşü bir ispat vasıtası olarak gösterilmiştir. 

 

"Madde 293:

(1) Taraflar dava konusu olayla ilgili olarak, uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler. Sadece bu nedenle ayrıca süre istenemez.

(2) Hâkim, talep üzerine veya resen, kendisinden rapor alınan uzman kişinin davet edilerek dinlenilmesine karar verebilir. Uzman kişinin çağrıldığı duruşmada hâkim ve taraflar gerekli soruları sorabilir.

(3) Uzman kişi çağrıldığı duruşmaya geçerli bir özrü olmadan gelmezse, hazırlamış olduğu rapor mahkemece değerlendirmeye tabi tutulmaz."

 
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2015/5127 Esas 2016/4635 karar 10.11.2016 tarihli kararında, "Alınan bilirkişi raporuna davalı vekili esaslı itirazlarda bulunmuş ve bu itirazlarına 6100 sayılı HMK'nın 293. maddesi gereğince alınan uzman görüşünü dayanak olarak eklemiştir. Bilindiği üzere 6100 sayılı HMK'nın 293. maddesinde düzenlenen uzman görüşü, tarafların uyuşmazlığın aydınlanabilmesi, anlaşılabilmesi ve iddia ve savunmaların ispatı içen kendisinin belirlediği özel ve teknik bilirkişiden bir konuda bilgi alması olarak düzenlenmiş olup, uygulamada özel bilirkişi adı da verilmektedir. Taraflar kendi menfaatlerini koruyabilmek ve alınan bilirkişi raporundan tatmin olmamaları halinde olayın tam olarak aydınlanmasını sağlamak ve doğru ve adil kararın verilmesi için uzman görüşü alıp mahkemeye ibraz edebilecektir. Mahkeme özellikle özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda, tarafın sunduğu uzman görüşünün dava konusuyla ilgili olması halinde mutlaka dikkate almak ve değerlendirmek zorundadır. Bu anlamda alınan bilirkişi raporuna, taraflardan biri, uzman görüşüne dayanmak suretiyle itiraz etmiş ve bu itirazlar mahkeme tarafından hiç değerlendirmeye alınmamış ve itirazlar gerekçeli bir şekilde karşılanmamış ise uzman görüşüne dayanan tarafın 6100 sayılı HMK'nın 27., Anayasa'nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenme hakkını ihlal etmiş olabilecektir. Dosyaya ibraz edilen uzman görüşünde bilirkişi raporu ile tespit edilen görüşlerinin aksine tespit ve görüşler ileri sürülmüş olup, bilirkişi raporu ile uzman görüşü ciddi şekilde çelişkiler içermektedir. Alınan bilirkişi raporu ile uzman görüşü arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla dosyanın yeni bir bilirkişi heyetine tevdii edilmesi yerine yetersiz ve esaslı itiraza uğrayan rapora dayanılarak uzman görüşü kararda gerekçeli olarak değerlendirilip tartışılmadan karar verilmiş olması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir." denilmiştir.
 

Bu karar ışığında "Uzman Görüşü'nün geçerli bir ispat vasıtası olduğu ve Uzman Görüşünün ispat noktasındaki "Hukuki Gücü" açıkça gösterilmiştir.  Bir hekimin hatasının bulunup bulunmadığı mahkeme aşamasında atanacak bilirkişiler aracılığıyla belirleneceği gibi, dava açılmadan önce veya dava sırasında bir tarafın belirleyeceği bir uzman hekim aracılığıyla tespit edilmesi mümkündür.

Gerçek şu ki, malpraktis davalarında bilimsel olarak doyurucu bir uzman raporu oldukça önemlidir.

 

Hızlı Erişim